
Naomi Klein sabote edilen kültürlerle ilgili ses getiren yazılara ve konuşmalara imza atmış bir "genius". 2000 yılında yayınlanmış ve bestseller olmaktan kurtulamamış kitabı No Logo'da sokağı taklit ederek onu sömüren, elde ettiği kültürel kodları milletlerüstü bir statüye getirip asıl yaratıcılarına yabancılaştıran ve yeni birşeymiş gibi pazarlayarak bir kültür simülasyonu yaratan sistemden bahseder. Bu sistem önüne çıkan herşeyi hazmeder ve bir ikona dönüştürür. Daha sonra kendini peygamber ilan eder ve sahip olduğu pazarlama gücüyle koca bir kültürün elçiliğini gönüllü olarak üstlenir. Bu sistemin müridleri paketler halinde sunulan çokuluslu kültür alışkanlıklarını öylesine içselleştirir ve sahiplenir ki, Berghain'ın kapısında beklerken İngilizce çene çaldıklarını duyan iri kıyım güvenlik görevlisi onları içeri almadığında bu durumu nedense çok içerlerler. Bu kadar şaşılacak birşey yok halbuki..
Tekno kendini farklı kültürlere uyumlama konusunda hiçbir zaman güçlük çekmedi. Aynı parça çalarken İbiza'da güneş batışına karşı martininizi yudumlayabilir, Londra'da bir ev partisindeki rahat koltuklarda dinlenebilir, Şili'de havuz başında sallanabilir, Berlin'de güçbela bulduğunuz bir fabrika eskisinde iki gece dışarı çıkmadan dans edebilirsiniz. Fakat bu sayılan aktiviteler sizi kültürün parçası yapmaz. Önemli olan üretmek ve üretilenin tazeliğini yitirmeden paylaşılabileceği sosyal bir network sağlamaktır. Bu network'ü sağlamak büyük ölçüde iştirakci dinleyicilerin ve yenilikçi organizatörlerin sorumluluğundadır. Her geçen gün daha da vahşice tüketilen bu kültür, böylesi bir kısırdöngünün içinden ancak vukuu bulduğu coğrafyada kendi alışkanlıklarını yaratarak kurtulabilir. En hızlı üreten ve devinen kültürlerden biri olan Tekno ancak bu şekilde içini kemirip bitiren "Rockstar DJ"lerden ve yüzyıllardır tekrarlanan "standardized clubbin" saçmalığından kendini sıyırabilir ve erken dönemindeki gibi kendi yerel kahramanlarını yaratmayı sürdürebilir. Tabii ki daha çok şeyler var bu konuda söylenecek...


